Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Rabbim bizleri her daim hak yolda muhafaza eylesin. Âmin.
Kur’ân-ı Kerîm, şiirin zirveye ulaştığı bir dönemde nazil oldu. İlahi kelamın eşsiz belagatı karşısında müşrikler, Peygamber Efendimiz’i (s.a.v) bir şair olarak nitelendirmeye çalıştılar. Ancak Kur’ân’ın üslubu, onun beşeri bir söz olmadığını apaçık ortaya koydu. Bununla birlikte, müşrik şairler İslam’a karşı şiirlerle saldırmaya başlamış, bu nedenle şiir ve şairlik Kur’ân’da da zikredilen önemli konular arasında yer almıştı.
Bu bağlamda, şiir sadece söz değil; bir kalbin içinden yükselen dua, özlem ve aşkın dili olmuştur. İşte onlardan biri olan bu şiir, bir hasretin ve teslimiyetin yankısıdır:
Al Beni de Yanına
Sensizlik acısı köz gibi yakmakta yüreğimi
İçin için yokluğunla ağlıyorum, neredesin
Feryadım âlemi sardı, sessizce derinden
Ya sen gel Efendim ya al beni de yanına
Olmuyor Efendim inan ki olmuyor
Sensiz yetimlerinin yüzü gülmüyor
Giden güzellikler geri gelmiyor
Ya sen gel Efendim ya al beni de yanına
Seyyâh olup şol âlemi, bir bir gezsem
Sensiz gül bahçesinde gülleri dersem
Burcu burcu koksa da gülleri istemem
Ya sen gel Efendim ya al beni de yanına
Seni ilk gördüğüm an Efendim, milâdım oldun
Dünyaya sığmadım seninle kâinatım doldu
Sevgiyi aşkı yaşarken seninle mest oldum
Ya sen gel Efendim ya al, beni de yanına
Senin gül yüzüne bakamaz başımı eğerdim
Senin huzurunda ilahi nurları sezerdim
Seninle bin yaşar sonsuz aşka ererdim
Ya sen gel Efendim ya al, beni de yanına
Bu şiir, bir özlemin ve Allah Resûlü’ne duyulan derin aşkın dili olarak kaleme alınmıştır. Söz, kalbin derinliklerinden geldiğinde yalnızca bir mısra değil, aynı zamanda bir dua ve teslimiyet olur.
Kaynak: fatihoguz.com
Yorumlar
Yorum Yap